Mutluyuz Biz

Her sabah daha güneş doğmadan çalan saatler hayatlarımızın arkaplan müziği olmuştu. Yalnızca iş çevresi ve kariyer odaklı, bize dayatılan ve medya tarafından doğru olarak zorla benimsetilen hayaller için girdiğimiz boş yollar gülünecek cinstendi. Böyle yaşadık, böyle büyüdük, hayallerimizi gerçekleştiremedik ve öldük. Çünkü, insan’dık biz…

Geçmişe bakıyoruz, insanların hangi koşullar altında yaşadıklarına bakıyoruz. Ne doğru düzgün ulaşım, ne bilişim teknolojileri, ne de çoğu hastalığa çare var. Bilim gelişmemiş, saçmalıklara inanıyorlar, ne kadar da sefil bir hayat, değil mi? Şimdi ise dünyanın istediğimiz yerine uçabiliyoruz, her şeye anında bağlıyız, istediğimize mesaj gönderebiliyoruz, bir sürü soruna da çare bulduk. Ne kadar da mutluyuz! Her sabah alarm ile güne başlayıp trafik ile devam etmekten mutluyuz. Her gün eğlencenin ve güzel zamanların köle gibi çalışıp hak edilmesi gereken bir lüks olduğuna inandırılıp sabahtan akşama çalışmakla mutluyuz. Takım elbiseli yapmacık insanlara güvenip sokakta saçı başı dağılmış insana güvenmeyerek mutluyuz. Her ilişkimizde sevmediğimiz insanlarla ego tatmini için zaman geçirmekten mutluyuz. Bize doğru olarak öğretileni kabullenmekte mutluyuz.

Snapchat’imizdeki sayılarla, Instagram’ımızdaki like’larla, işimizde yükselmekle, iş çevresi yapmakla, crossfit’imizle, gösteriş için spor yapmamızla, anoreksi hedefli tuhaf diyetlerimizle, futbolumuzla, dizilerimizle, fanatizmimizle, başkalarının kıskandığımız hayatlarıyla, sigaramızla, alkolümüzle, gitmezsek FOMO yaşayacağımız party’lerde ecstasy’mizle, kokainimizle, tekrar eden ritimdeki sahte bir zevk veren club müziklerimizle mutluyuz. Benliğimizi başkalaştıran, bizi kendimizden uzaklaştıran bağımlılık yapan antidepresanlarımızla, yüzümüze gülüp arkamızdan konuşan insanlarla, duyarlılık üzerinden kendi reklamını yapıp başkalarının her kelimesinden rahatsız olmaya programlı sinsi insanlarla, bize paramız kadar değer veren kişi ve kurumlarımızla, marka çantalarımızla ve modaya uygun kıyafetlerimizle, İstanbul’umuzla mutluyuz biz. Çünkü mutluluk bu değil mi? Mutluluk hiçbir şey hissetmemek değil mi?

Plaza insanlarıyla mutluyuz. Doğal hakkımız olan plajlara erişimi bize fahiş fiyatlara satan mafyöz beach club’larda paramızla rezil olduğumuzun kanıtı story’lerimizle mutluyuz. Ruhsuz müziklerle kendini göstermeye çalışan insanlarla night club’larda mutluyuz. Parası dışında bir şeyi olmadığından altındaki özel plakalı modifiyeli arabayla hava atmaya çalışan, nargile içip futbol izlemek dışında hiçbir işe yaramayan insanları toplumda kabul ederek mutluyuz. Güzel olan her şeyi normdan uzaklaştırıp bir ödüle çeviren, hayatı sıkıcı ve monoton kılan her şeyi normalleştiren toplum düzenimizle mutluyuz.

Uzaya koloni gönderip atomaltı parçacıkları çarpıştırıp laboratuvarda big bang’i modelleyen zeki insanlarla, başkalarının doğdukları yerlere sınırlar koyup onların cinsel tercihini eleştirip, binlerce yıl önceki peri masallarına inanacak kadar aptalların bir arada bulunduğu türümüzle mutluyuz.

Mutluyuz biz. Gerçekleştiremediğimiz hayallerimizle mutluyuz. Bizi istemeyenleri unutmak adına rebound ilişkilerimizle mutluyuz. Sahte hayatımızla mutluyuz. Bize sevenlere zarar vermekten aldığımız ego tatmini ile mutluyuz. İçimizdeki az gelişmiş canavarı ortaya çıkaran banka hesabımızdaki sayılarla, hayatın kendisini yaşamak yerine bizi gerçekleştiren uzaklaştıran şey‘ler ile mutluyuz. Hep geleceğe dair, hayallerimize dair bir şeyler vaat edenlere inanarak, günü yaşamak varken yaşamamayı seçerek mutluyuz.

Hem de çok mutluyuz biz.

Sevdiğin Şeyi Yapmak

Kimimiz çok para kazanıyoruz, zaman buldukça istediğimiz gibi harcıyoruz, ama mutsuzuz. Kimimizin şu kapitalist düzende cebinde beş kuruşu yok ama mutluyuz. Para ile gerçek mutluluk arasındaki korelasyonun tamamen yalan olduğunu, bunun yalnızca bir ilüzyon olduğunu zaten parayla mutlu olamayanlar ve parasız da mutlu olabilenler biliyor. O zaman koyduk parayı bir kenara, konumuzla ilgisi yok.

Peki neden bazı insanlar mutlu, bazıları değil? Diğer etkenleri bir kenara koyuyorum. Kontrollü bir karşılaştırma yapalım. Aile, sağlık, aşk, her tür uzak ve yakın ilişki, para, genetik mental faktörler gibi faktörleri bir kenara koyarsak ve herkeste eşit olduğunu kabul edersek, yine de bazı insanların, hayatlarının gidişinden mutluyken, diğerlerinin mutsuz ya da eksik olduğunu görürüz. Madem bütün faktörler eşit, bu fark nereden geliyor?

Sevdiğini yapmak. İşte sır bu. Bir insan kendi sevdiği şeyi yapıyorsa, ortaya bir şeyler çıkarabiliyor, iyi kötü az biraz beğeniliyorsa, takdir ediliyorsa, o insan günlük hayatından memnundur. İşinde başarılı olmak çok önemlidir. Buradaki en önemli nokta, insanın kendisinin bir şeyi başardığında aldığı haz duygusudur. Bir fotoğrafçının ya da müzisyenin, hem kendinin hem başkasının beğendiği bir eser yaratmasından tutun, bir mühendisin çalışan bir sistem üretmesine kadar ne olduğunun önemi yok, yaratmak mükemmel bir tatmin duygusudur. İster sıkıcı bir masa başı göreviniz olsun, ister tamamen yaratıcılık üzerine bir işiniz olsun (ki bu durumda işler biraz daha kolaydır evet), eğer ortaya çıkarttığınız şeyi, yalnızca para amaçlı değil de, dünyaya, çalıştığınız şirkete (iş yerinizi ve çalıştığınız şirketi sevmeniz bu yüzden kritik önem taşımaktadır) bir şeyler katma ve faydalı olma duygusuyla yapıyorsanız, işin sırrını çözmüşsünüzdür.

“Ama çok sıkıcı bir işim var, ekmek parası için çalışıyorum, ne yapayım?”

Kendinize bu bahaneyi uydurmamakla başlayabilirsiniz. Evet, her iş eğlenceli değildir ve bazı işler, kafanızda ne kadar gamify etseniz de sıkıcı olacaktır. O zaman eğlenerek yapacağınız başka bir iş bulun. Her gün bilmem kaç saat bütün gün hayatınızın en fazla zamanını alan şey işiniz ise, ve bunu değiştirmemek için bilinçli bahaneler uyduruyorsanız, kendinizi kandırmayın. Ya yaptığınızı sevin, ya da sevdiğinizi yapın. Zamanı güzel geçirmenin, stresten uzak durmanın, daha sakin ve daha huzurlu bir insan olmanın sırrı bu.

Eğleneceğiniz bir gün dileğiyle sevgiler.