Sevgililer Günü, İyi ki varsın!

İyi ki varsın sevgililer günü. İyi ki bazı şeyleri yüzümüze vuruyorsun. Kapitalizmin, insanın en temel duygularıyla oynayıp, sevgilisi olanı zorunlu tüketici rolüne sokan, olmayanın da yüzüne “herkes sevgilisiyle, sen ise yalnızsız, ezik” diyen gün. Dışarı çıktığınızda kırmızı ayıcıklar, kalpler, yalnızca sevgililer için tasarlanmış aptal oyuncaklardan, el ele tutuşup, Facebook’ta oraya buraya “eheh sevgilim var mutluyum” triplerindeki insanlardan başka bir şey göremeyeceğiniz bir gün.

Yaklaşık beş yıl sonra ilk kez sevgililer gününde single’ım. Şunu belirteyim ki, sevgilim varken de en az bu kadar nefret ettiğim bir gündü, sadece bu kadar batmıyordu. Yalnızca tek bir sevgililer gününü sevdiğimi hatırlıyorum, o da, sevgililer günüyle birlikte dalga geçip saçmalığına gülebileceğim bir sevgilim varkendi. Onun dışında sevgilim varken de, yokken de, bu günü sevemiyorum. Neden mi?

İnsanların yalnızca bugünde sevgililerine önem verdiğini göstermesi, bunu bir reklam olarak yapması, insanların ne kadar basit ve iğrenç varlıklar olduğunu göz önüne seriyor. Sevgililer günü dışında birlikte tek bir fotoğrafı bile olmayan bir sürü insan, sevgililer gününde her yere fotoğraf koyuyor. Yalnızca bir kutlama olduğunda bir şeye değer veren sahte insanların, her zaman kazanan takımı tutanların, 14 Şubat versiyonu kısaca. Bu yüzden seni sevmiyorum 14 Şubat, ama iyi ki varsın.

Hayatıma giren ve benim şu anda yalnız olmamda rol oynayan, ezik ruhlu, yalancı insanları düşünüyorum. Düşündükçe onlardan iğreniyorum. İçimdeki kalan azıcık sevgi de, nefrete dönüşüyor. Hayatımda son zamanlarda tanıştığım, beni gerçekten hak eden bir sürü tatlı, temiz kalpli insan varken, geçtiğimiz dönemi basit ve yüzüne bakmanın bile zaman kaybı olacak aptal insanlara harcamış olduğumu göz önüne vuruyor. Yüzüme çok sert vuruyorsun, seni sevmiyorum 14 Şubat, ama iyi ki varsın.

Her ne kadar 14 Şubat umrumda olmayan bir gün olsa da, toplumun üzerimdeki baskıcı rolünü hissediyorum. Takmıyorum desem de, belli ki takıyorum bu günü. Ya da en azından toplum, bu günde bir insanın sevgilisi olmasını o kadar başarı sembolü haline getirmiş ki, sevgilim diyebileceğim biri olmamasından dolayı kendimi ezik hissediyorum. Değilim, tam tersiyim, ama buna rağmen, bana böyleymişim gibi hissettirebiliyor. Gözlerimi açmamı sağlıyorsun. Seni sevmiyorum 14 Şubat, ama iyi ki varsın.

Uykum var ama uyuyamıyorum. Aklıma kendimle ve ilişkilerimle ilgili verdiğim kararlar, yaptıklarım, ve insanların yaptıkları hataların yükünü taşımam geliyor. Gece yatağımda huzurlu uyuyabilecekken, ya da uykum yoksa bile güzel bir kaç yazı okuyup, bir şeyler izleyip keyifli zaman geçirebilecekken, kendimi ve neden yalnız olduğumu sorguluyorum. Geçtiğimiz dört sevgililer gününde (belki daha fazlası, öncesini beynimden sildim) bunu sorgulatacak bir şey yoktu. Ancak şimdi düşününce cevap hep aynı: üç kuruşluk insanlara beş kuruşluk değer verdim, iki kuruşa satıldım. Klişe bir söz, ancak sonuna kadar doğru. Yaptığım hataları yüzüme vuruyorsun sevgili 14 Şubat. Seni sevmiyorum, ama iyi ki varsın.

İçimdeki canavarı çıkarıyorsun 14 Şubat. O canavar ben değilim, ama içimde bir yerde hapsolmuş. Belki de içimde daha fazla kalmayıp çıkması gerekiyor. Bana dünyadaki adaletsizliği, insanların iki yüzlülüğünü, karma’nın yalnızca bir illüzyon olduğunu hatırlatıyorsun. Uyandırıyorsun bu aptal rüyadan beni. Sen, geçtiğimiz yıl ile birlikte, benim en nefret ettiğim öğretmenimsin. Ama iyi ki varsın.

Tüm özel günler gibi gereksizsin. İnsanların basitliğini ortaya koyuyorsun. Ve o basit insanlar cam fanuslarında mutluyken, “özel olmayan” her günü gerçek bir sevgililer gününe çevirebilecek insan olarak yalnızım bugün. Biri adalet mi demişti?

Sevgilerimi iletirsiniz kendisine.