|
Kaçış planıHayatta bazen öyle bir an gelir ki, tek silahın yazabildiklerindir hani. Herkes bir koşuşturmanın içindedir, herkes kendi işine, kendi hedeflerine bakar. Sen ise yalnızsındır. Hayatındaki her şey sana yalnızlığı hatırlatır, bir kaybedişin, düşüşün simgesi olur günlük hayatın. Ondan kaçmak istersin işte. Hem de arkana, geride bıraktıklarına bile bakmadan. Değişiklik neredeyse oraya gidersin. Monotonluk, senin katilindir. Koşuyorsundur, nereye kadar koşacağını bile bilmeden hem de. Herkes dışarıdayken uyumak istersin, sadece zamanın geçip gitmesini, her şeyin sonuna hızlı sarmasını istersin.
Koşuyorum be sevgili blog. Adeta bir yarıştayım, kimle yarıştığımı bile bilmiyorum. Sadece öylece koşuyorum. Gidebileceğim kadar uzağa, huzur bulabileceğim, evim diyeceğim bir yere doğru. Adını bile bilmiyorum, neresi olduğunu bile bilmiyorum. Ne istediğimi biliyorum. Ama ona nasıl ulaşacağım, en ufak bir fikrim yok. Sadece bir şey bana geliyor. Her akşam kulağıma fısıldıyor kimse yokken. 'Kaç' diyor. 'Kaç buradan'. 'Bu hayatı hak etmiyorsun. Çok daha fazlasısın sen. Burada, yıllardır demir parmaklıkların arasında çürüyorsun. Hayat geçip gidiyor, sen ise burada duruyorsun. Söyle bana, en son ne zaman mutlu oldun gerçekten? En son ne zaman hayatta herkesten çok hak ettiğin bu duyguyu yaşadın?' Düşündüm. Çok düşündüm. Yıllar önceydi. Aylar falan değil. Belki de bir şeyleri değiştirme zamanı geldi benim için. Değişimin kendisini bile derinden değiştirebilmek istiyorum. Çünkü değişim bile monoton geliyor artık. Belki de şu anda kalkıp koşmam gerekiyor. Bu gece. Karanlığın kalbine. Yanıma hiç bir şey almadan. Bir kez bile, arkama bile bakmadan... ••• 4/13/2013 O şey.Güzel bir ilkbahar akşamı. Sıcacık evimde, en sevdiğim şehirde, yani İzmir'de, beni kimsenin rahatsız edemediği odamdan, Nescafe Xpress'imi yudumlayıp MacBook Pro'mdan işlerimi hallediyorum. Fiziksel açıdan gayet sağlıklıyım, ailemleyim. İnsanlar kariyer sahibi olmak için şirket şirket gezerken, ben iş içinden iç seçip, gerisini kibarca reddetmek zorunda kalıyorum. Sosyal de oldum bir şekilde. Hangi arkadaşımla ne zaman buluşup ne kadar zaman ayıracağımı ayarlayamazsam yetişemiyorum. Bir de bir kaç arkadaşımla girdiğim projede Türkiye birincisi olmuşuz, Rusya'ya gidip Türkiye'yi temsil edecekmişiz, onu öğrendim. Onun dışında, hayatımın başka alanlarında da, istemediğim kadar seçeneğe sahibim. Ne güzel bir hayat değil mi, herkesin kıskanması lazım...
Evet, her şeyi imrendirecek tonda yazmamdan belliydi ortada bir sorun olduğu zaten. Bir insan, nasıl olur da, insanların sahip olmak istediği bir sürü şeye sahip olup, yine de içindeki boşluğu kapatamaz? Her şey etrafında dönerken, nasıl olur da hiç birini istemezsin? Şu sıralar galiba bunu anlıyorum. İnsanlar sürekli para, düzen, sağlık, iş, veya başka 'yolunda gitmeyen' bir şey için uğraşıyorlar. Gerçekten her şeyi yoluna sokuyorsun. İnsan aslında en derinlerde neyin eksik olduğunu o zaman anlıyor. Yalnızsın. Arkadaşlarınla içerken, insanlarla birlikte iş yaparken, herkes seni izlerken bile yalnızsın aslında. Yetmiyor, hep bir şey eksik. Her şeyin mükemmel olmasına çok az var, gözünün önünde belki de, ama o tek parça olmadan, olmuyor işte. Peki o parça, adını bile koyamadığın o parça ne? Kimse tam adını koyamıyor, ne olduğunu göremiyor bile. Sadece varlığını biliyorsun, etkilerini görebiliyorsun, orada olduğuna inanıyorsun. O, orada. O, tanrının yalnızlığına iyi gelebilecek tek şey. O şey, hiç bir şey kesmediğinde seni sakinleştirebilen tek şey. Mutluluk. Sadece birazcık huzur. Fırtınanın gözünde, birazcık nefes almayı sağlayan, gerçek şey. Bazen insan sadece tekrar gerçek olmak istiyor. Hiç bir şeyi düşünmeden, gökyüzüne, yıldızlara bakmak istiyor. Belki de bu yüzden yaz akşamlarını seviyorum. Ama ben kışın en soğuk, kapalı gününde de, yüzümü bir şeylerin güldürmesini özledim. Keşke 'o şey'e şu anda ulaşmanın yolunu biliyor olsaydım. İşte o zaman tüm parçalar yerine otururdu bugün. Ben ise dünyanın en tatminsiz insanı yerine, dünyanın en mutlu ve huzurlu insanı olurdum. Fırtınanın gözü, her şeyin kalp atışı olmaktan çok yoruldum ben. Bir şeyler değişmeli artık... Bir şeyler, değişmeli. ••• 4/12/2013 Belki daha fazla yazmalıyımUzun süredir buralarda değildim. Belki de motivasyonumu kaybetmiştim. Belki de bir zombiydim uzunca, kritik anlamda önemlice bir süredir. Ama artık tekrar buradayım ve kendimim. Neden mi zombiydim, boş verelim, çok uzun hikaye kendisi...
Her şeyi siyah beyaz gösteren gözlüklerimden kurtulduğum için mutluyum. Kötü bir günüm olduğunda, ağlamayı bile özlemişim. Yaşama sevinci, güzel ve çirkini hissetmek, arada fazla kahve içip uçmak, hepsini özlemişim. Hayatımdan resmen 'tüm duygular' eksikti uzunca bir süredir. Bir yere saatlerce odaklanıp robot gibi çalışabiliyordum. Ne güzel.. Ne güzel değil mi? Hayattaki hiç bir şeyi hissetmeden, bir makine gibi bütün gün oturup çalışmak, asla nereye harcayacağımı bile bilmediğim para kazanıp, sevdiğim, bana kendimi iyi hissettiren şeylerden uzaklaşıp, kendimi insanlardan soyutlayıp yalan bir dünyayı yaşamak. Buna bir son vermek lazımdı.
Geri geldim ben. Radikal kararlar verdim, nasıl yaptım bilmiyorum ama yaptım. Bazen kendi cesaretimden ve kararlılığımdan korkuyorum. Yapacağım dedim ve yaptım. Bana çok tanıdık geldi bu bir yerlerden, kendi geçmişimde bir yerlerden... Bilen bilir zaten, ayrıntıya girmeye gerek yok kafaya koyunca ne olursa olsun başarma konusunda beni :) Artık tekrar bir şeye baktığımda, üç boyutlu katı bir cisimden daha fazlasını görüp, tekrar her şeyden anlam çıkartabiliyorum. Tüm objeler, olaylar, kişiler arasındaki bağlantıyı kurabiliyorum. Görebiliyorum. Kimin iyi kimin kötü olduğunu görebiliyorum tekrar. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilebiliyorum. Hatta bazen ileri gidip insanların düşüncelerini, yanımda bile değilken hissedebiliyorum. Ya da kısacası, tekrar kendim oluyorum. Uzunca bir süredir, yaklaşık iki yıldır uyanmamı bekleyen herkese, tekrar hoşbulduk.
Şimdi, tekrar, yaşama zamanı. ••• 4/8/2013
|